Lıfestyle

I start to be Dutch

22 Aralık 2015

Amsterdam, Utrecht, Volendam, Bovenkarspel ve Baarn… Nereden mi bahsediyorum? Tabii ki yeşili kucaklayan Hollanda’dan!

 

Utrecht

Sabah 10.00 sularında Amsterdam Schiphol Havalimanı’na indiğimizde başladı tüm macera… Güzel ve büyük bir havalimanı ile karşı karşıyayız. Neyse ki 15 senelik arkadaşım Melihcan buralarda bizi karşıladı ve Baarn’a yani evine doğru yola çıktık. Melihcan 5 aydır buralarda, düzenini kurdu ve kıskanılacak bir hayat yaşıyor:) Neyse, eve geldik ve eşyalarımızı bıraktık. Burada evler müstakil ve sanki şekerden yapılmış gibi. Melihcan’ın kaldığı Baarn bölgesi zenginlerin şatoları ile ünlü. Kralın evi de burada yer alıyor. Biraz dinlendikten sonra ilk durağımız 25 dk mesafedeki Utrecht oluyor. Kücük bir şehir ancak yapı aynen korunmuş. Utrecht Dom Kulesi ve çevresine kurulmuş meydanı görmeye değer. Bizim Eskişehir’e benziyor. Meşhur Hollanda kanallarında fotoğraf çekmeyi tabii ki ihmal etmiyoruz. 2-3 saat gezindikten sonra evin yolunu tutup dinlenmeye geçiyoruz.

Amsterdam

Amsterdam

Evde kalmanın verdiği rahatlık ile sabahları çok da erken kalkmıyoruz. 2.günde durağımız Amsterdam. 1800’lerden kalma evler, kanallar, müzeler ve daha fazlası… Amsterdam’da yapılacak çok şey var ancak özet geçmekte fayda var: Dom Meydanında ufak bir gezintiye çıkan ve kendinizi kaybedin. Dolaşırken Grand Hotel Krasnapolsky mutlaka gözünüze çarpar. Amsterdam’ın en eski ve görkemli hoteli burası… Daha sonra rotamızı görmeyi arzuladığımız Anne Frank’ın evine çeviriyoruz ama o da ne? kuyruk inanılmaz ölçülerde:( Maalesef vakit kaybetmemek için rotamızı Museumplein’in bölgesindeki Van Gogh Müzesine çeviriyoruz. Kişi başı 12 euro. Bu müze için bu fiyat kesinlikle değer! Görmeden geri dönmeyin derim ben.

Van Gogh Müzesi

Van Gogh Müzesi

Akşam durağımız ise Red Light. Gözlerim parladı bu satırları yazarken:) Kesinlikle görmeniz gereken, çok farklı enerjisi olan bir lokasyon burası. Amsterdam’da gidilecek ve görülecekleri kısaca özetlemek gerekirse:

* Van Gogh Museum

* Anne Frank House

* Dam Street

* Bulldog Coffee Shop

* Vandelpark

* Peep Show

* Burger Zaken

* Coffee Company

* Spui Square

* Koninklijk Paleis te Amsterdam

 

hollanda

Amsterdam

 

Kalan son iki günümüzü ise daha sakin ve dinlenmeceli geçiriyoruz. Sondan bir önceki gün rotamız Volendam’a çevriliyor. Volendam; minyatür evleri, sahili ve sıcacık dükkanları ile ”tam fotoğraflık” bir yer olarak hafızama kazınıyor. Burada peynir fabrikasını mutlaka görün ve marinasında bir kadeh bir şeyler içmeyi ihmal etmeyin.

volendam

İkinci gün ise önce Linda’nın ailesinin yaşadığı ve doğanın torpil geçtiği Bovernkarspel’e doğru yola koyuluyoruz. Linda’nın ailesi sıcacık bir karşılama ile ağırlıyor bizi. Daha sonra 15 dakikalığına bisiklet ödünç alıp turlamaya başlıyoruz. Özgürlüğe kucak açmak gibi bir şey bu…

hollanda
Bisikleti eve bıraktıktan sonra hemen yanındaki esas durağımız olan Enkhuizen’a doğru yola çıkıyoruz. Yazın çok kalabalık olduğunu öğrendiğimiz bu yer kışın pek ilgi görmüyor gibi. Olsun ”Silence is Golden.” 1600’den kalma evler inanılmaz bir görüntü sergiliyor. Her an düşecekmiş gibi duruyor ama işin esprisi de biraz orada:) Enkhuizen’ı turladıktan sonra eski bir cafeye oturup Mint çayı içiyoruz ve içine şeker yerine bal tercih ediyoruz. Aman allahım o ne tat! Enkhuizen, Volendam, Baarn gibi yerler Hollanda’nın huzurlu yüzünü temsil ediyor. Bisiklete binebilir, doğa ile iç içe arkadaşlarınızla vakit geçirebilirsiniz. Ancak öğrenci şehri olan Utrecht ve turistlerin büyük akınına uğrayan Amsterdam için ise bol kondisyon gerek, benden söylemesi…

Enkhuizen

enkhuizen

Enkhuizen

0

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: